Nuh Hüseyin Köse, 'Uzun Sabit Konağı’nın yalnızlığı' başlığı ile bir yazı yazarak, konak ile ilgili detaylı bilgileri paylaştı. Nuh Hüseyin Köse'nin yazısı şöyle:
Bu bayram da Kargı’dan heybemde anılarla yüklü döndüm. Memleket, her gidişimde bana yeni sürprizler hazırlayıp durur. Bu seferki, neredeyse her Kargılıyı önünden geçerken zarafetine, vakurluğuna hayran bırakan Uzun Sabit Konağıydı.
Bir öğlen üzeri, ahşapları çürümeye yüz tutmuş sergiliğinin altından, ahşap basamakları tırmanarak girdik konağa.
Alt katın geniş sofasına adım atar atmaz, üst kat merdiveninin altında belki de elli yıldır çalışmayan işlik, duvardaki sarkacı durmuş saat, yıllarca bulgur elemekten yorgun düşmüş bir gözer, yetmişlerden kalma ahşap çıtadan bir elbise askısı karşıladı bizi.
Eskimiş, solmuş perdelerden sızan meraklı gün ışığına sanki suzinak bir şarkı eşlik ediyordu.
Konağın hikâyesi, Sultan Reşat’ın Osmanlı ülkesinin padişahı olduğu 1911 yılında başlar. 1930’larda Kargı’nın ilk belediye başkanlarından olacak olan Osman Efendi, 1911 yılında bugünkü Ziraat Bankasının yerinde bir han ve kahvehane işletmektedir.
Geliri yerinde olacak ki, dönemin iyilerinden olan Taşköprü’nün Tütenli köyü ahalisinden olan Ermeni Ustalara bu konağı yaptırır.
Osman Efendi’nin dört kızı ve Sabit isimli bir oğlu olur. Osman Efendi vefat edince Konak, oğlu Uzun Sabit Efendi’ye intikal eder. Sabit Efendi’nin vefat eden iki eşinden iki kızı ve son eşi Münire Anne ile ise dört kızı olur. Kızlarını evlendiren Münire Anne ve Sabit Efendi işte bu konakta yaşlanırlar. Sabit Efendi’nin ölümünün ardından konağın son sakini Münire Anne 1990’ların sonuna kadar bu konakta yaşamayı sürdürür.
Konak, Kargı’nın Osmanlı kasaba mimarisini yansıtan son yapısıdır. Altı ahır, orta katı sofa, mutfak, kiler ve üst katı da yatak odaları ve sofadan ibarettir. Ahşap ve kerpiçten yapılan konağın bir de meyve-sebze ile tahıl kurutmakta kullanılan serüsü(sergi-balkon) bulunmaktadır.
Serü, artık kullanılamayacak kadar harabe halde iken yapı, aradan geçen 115 yıla ve yıkıcı 1943 depremine rağmen ayaktadır. Yapının birkaç odasında bulunan ocaklar, yaşmaklıklar, nişler ve mahremiyet için yapılan nişabaklar (ahşap pencere kafesi)ince bir işçiliği yansıtır. Bu haliyle konak, Safranbolu konaklarını pek andırır.
Yavuz Selim döneminde sarayın pirinç ihtiyacının giderilmesi için çeltik ekimine başlandığı yıllarda olduğu gibi yakın zamana kadar yeşili ile anılmakta olan ilçe betona teslim olurken, yüz yılı devirmiş bu yapının içindeki son kalan eşyalarla birlikte bir etnografya müzesine dönüştürülmek üzere kamulaştırılıp restore edilmesi, birçok Kargılının özlemi olsa gerek.Umarım konak, ahşapları ekmek fırınlarında yakılmadan önce sorumluluk sahiplerinin katkılarıyla yeniden ayağa kaldırılır. Tıpkı Hamam gibi çürüyüp yok olmaya terkedilmez.